Her insan doğduğu, büyüdüğü; atasının, dedesinin, soyunun ve ailesinin yaşadığı memleketi çok sever. Bu sevgiyi yüreğinde taşıyan her insan yine bu memleketin ilerlemesini, gelişmesini, güzelleşmesini ister.
Eğer bu istek hamaset boyutlarında kalmaz ve çeşitli girişimlerle realize edilebilirse o memleket kalkınır, gelişir ve güzelleşir.
Daha doğrusu bir memleketin kalkınması, çağdaş normlarda büyümesi ve sorunlarını halledebilmesi; kendisini sevenlerin samimi isteklerine, emeklerine, gayretlerine, girişimlerine ve özverilerine bağlıdır.
Hele bir de bu samimi insanlar memleketleri adına kolektif bazı yapılanmalar meydana getirebilir ve el birliği ile sonuç almaya giderlerse o zaman beklenen neticeye daha çabuk ulaşılır ve herkesi sevindiren gelişmeler elde edilir...
Şimdi Şanlıurfa’mıza bakarak yukarıdaki tespitler ışığında bazı sorular soralım kendi kendimize:
Şehrimizin kalkınmasından ve gelişmesinden memnun muyuz? Şanlıurfa’nın kentleşme ve sosyal yapılanma bağlamında modern bir kent olduğunu söyleyebilir miyiz?
Memleketimiz sorunlarını halledebilmiş ve yarım kalan yatırımlarını tamamlayabilmiş midir?
Kentimizdeki kolektif yapılanmalar ve sivil toplum kurumları girişimleri netice almak adına yeterli midir?
Eğitim, sağlık, şehircilik, tarım, GAP, sanayileşme, sosyal ve kültürel yapı ve daha birçok konuda var olan sorunlarımızı çözmek adına olumlu çalışmalar yapabilmiş miyiz?
Bu soruları daha da çoğaltabiliriz. Ancak önemli olan soruları ve sorunları çoğaltmak değil; bu sorulara gönül rahatlığı ile olumlu cevap verip vermeyeceğimizdir. Bence yukarıdaki soruların hiç birine tam olarak “evet” dememiz mümkün değildir. O zaman karşımıza başka bir gerçek çıkmaktadır:
“Biz Şanlıurfa’yı sadece lafta seviyoruz. Şanlıurfa’nın geleceğe gelişmiş, kalkınmış, çağdaş bir kent olarak taşınması adına üzerimize düşeni yeterince yapmıyoruz... Şanlıurfa adına hizmet ve sorumluluk üstlenmekten çok, bu sevginin hamaseti ile geçiniyoruz...”
Bütün bunları kimseyi aşağılamak, küçültmek ve yaralamak için yazmıyoruz. İğneyi kendimize, çuvaldızı başkalarına batırmayı tercih ettiğimizi hepiniz biliyorsunuz. Hoş burada “başkaları” diye nitelendireceğimiz kimse de yok. Çünkü bu şehir hepimizin ve hepimiz memleketimizi sevdiğimizi söylüyoruz...
Bu şehrin tarihi, kültürü, gelenekleri, musikisi, yetiştirdiği ünlüler ve daha birçok özelliği (bütün bunları da gereği gibi bilip bilmediğimiz ve tanıtıp tanıtmadığımız da tartışılır ya...) elbetteki hepimizi gururlandırmaktadır. Ancak sadece gururlanmak Şanlıurfa’yı bir yere götürmemektedir.
Şanlıurfa’yı geleceğe taşıyacak ve onu diğer kentlerden farklı kılacak olan; “Yatırımlarıdır, insanının insanca yaşayabildiği bir kent olmasıdır. Tarım, eğitim ve sağlık sorunlarının halledilmiş olmasıdır. Sivil Toplum Kuruluşlarının oluşturduğu kolektif yapılardır. GAP’ın gerçek başkenti olabilecek ulaşım, ihracat, üretim, sanayileşme ve kalkınma imkânlarına sahip olmasıdır. Tarihi ve kültürel değerlerinin önce kendi gençliğine ve insanına, daha sonra da bütün yeryüzüne tanıtılarak yaşatılmasıdır. Sosyal ve kültürel yapılanmalarının pozitif örneklerle akılda kalıcı hale getirilmesidir.”
Bütün bu tespitlerin; herhangi bir önyargıya tabi tutulmadan değerlendirilmesini umuyorum ve bekliyorum. Son olarak bizi doğru anlamak istemeyenlere bir hatırlatmada bulunmak istiyorum:
Lokal ve yereli gereğinden fazla özümsemiş ve kendi içinde alabildiğine büyütmüş olanların; Şanlıurfa’yı ulusal ve evrensel değerlerle kucaklaştırabileceklerine inanmıyorum.
Şanlıurfa; Urfa, Adana, Ankara, İzmir ve İstanbul’daki bazı Urfalıların, kendi aralarında gezdikleri sıra gecelerinde konuşulup tartışılacak kadar küçük değildir.
Unutmamamız gereken en önemli gerçek de budur...