Önceki gün elime küçücük bir kitap geçti. Adı; “Her şeye Rağmen Sevgi!” olan bu kitabı Masumi Toyatome yazmış... Sevgi üzerine söylenmiş çok söz dinlemiş, bu konuda kitaplar, deneme ve şiirler okumuş yazmış biri olarak “dikkatimi” çeken bu hacmi küçük ama “mesajı” büyük kitaptan bazı alıntılar yaparak sizi de “sevgilendirmek” istiyorum.
…
“... Kimileri, her ne kadar daha birçok sevgi türünün varlığını ileri sürmekteyse de bizler en azından üç tür sevginin olduğunu söyleyebiliriz. Bu üç tür sevgiyi inceleyip tartışmak herhâlde faydalı olacaktır. Kişinin mutluluğu, bu sevgi türleri arasından hangisini aradığına bağlı olabilir.
“Eğer” türü sevgi:
Ben bu türlerden birincisine, “eğer” türü sevgi diyorum. Bu, eğer belli bazı beklentileri karşılarsak bize verilecek olan sevgidir.
“Eğer iyi olursan baban seni sever.”
“Eğer başarılı ve önemli bir kişi olursan, seni severim.”
“Eğer başarılı bir koca olarak benim beklentilerimi karşılarsan, sana sadık bir eş olurum.” vb. gibi…
En çok rastlanan tür sevgi de budur ve bazı kişiler bu sevgiden başka bir sevgiyi bilmezler. Bu, âdeta bir karşılık bekleyen ve şarta bağlı bir sevgi olup sevenin istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vadedilen bir sevgidir. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı ise sevgi karşılığında bir şey kazanmaktır.
Bu tür sevgi, en ucuz şekliyle, bayağı, seviyesiz; film, dergi ve romanlarda rastladığımız sevgidir. “Benim arzularımı tatmin edersen seni severim.”
Çoğunluk, özellikle de gençler, karşılarındaki insanın cinsel arzularının tatmini beklentisiyle ondan elde etmeyi umdukları sevginin kendilerini doyurmaya yetmeyecek kadar bayağı bir sevgi olduğunu ve aslında hiçbir özveriye değmediğini göremezler.
Hepimiz bu “eğer” türü sevgiden daha üstün bir sevgi arayışı içindeyizdir. Gerçek bir sevginin varlığını ve onun nerede bulunabileceğini öğrenmemiz, yaşamımızı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında bir seçim yapmakla karşı karşıya kaldığımızda büyük bir rol oynayabilir.
“Çünkü” türü sevgi:
İkinci sevgi türünü “çünkü” sevgisi diye adlandıracağım. Bu tür sevgide kişi, “bir şey olduğu” veya “bir şeye sahip olduğu” ya da “bir şey yaptığı” için sevilmektedir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe veya bir şarta bağlıdır.
“Seni seviyorum, çünkü çok güzelsin.”
“Seni seviyorum, çünkü diğer kişilerden o kadar farklı, o kadar popüler, o kadar zengin ve o kadar ünlüsün ki...”
“Seni seviyorum, çünkü bana güven veriyorsun.”
“Seni seviyorum, çünkü üstü açılan bir araban var ve beni harika, romantik yerlere götürüyorsun!” vb. gibi…
Bu ilginç sözcükleri biraz alaycı bir gülümsemeyle karşılayabiliriz. Fakat bizler de başka birini sık sık onda gördüğümüz ve onu sevmemize neden olan bir şeyden ötürü ya da o kişi bizim sevgimizi herhangi bir şekilde kazandığı için severiz.
Bu tür sevgi, “eğer” türü sevgiye tercih edilebilir. Kazanılması gereken “eğer” türü sevgi, büyük ve ağır bir yük hâline gelebilir. Ama bir nitelik sahibi olduğumuzdan dolayı sevilmemiz hoş bir şeydir.
Eğer birisi bizi olduğumuz gibi kabul edip sevebilse sevgiyi elde etmek için o kadar uğraşmazdık. Varlığımızda sevilmemize neden olan bir şeyler bulunduğunu düşünmek bizi rahatlatırdı. Ancak, çok geçmeden bu şekilde sevilmenin “eğer” türünde sevgiyi kazanmaya çalışmaktan pek de farklı olmadığını görürüz.
İnsanların bizi “bir şey” olduğumuzdan ötürü sevmeleri bizi çok mutlu kıldığı için ve önemli olmanın gitgide büyüyen hissini aradığımızdan ve böylelikle daha çok insanın bizi seveceğini düşündüğümüzden hayranlarımıza yenilerini eklemek için büyük bir çaba harcarız.
Sevilecek niteliklere bizden daha fazla sahip olan biri çıkarsa bizi sevenlerin bu yeni geleni bizden daha çok sevmelerinden korkarız. Böylece, yaşamımıza rekabet ve sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği girmiş olur.
Ailenin küçük çocuğu, yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfının en güzel kızı, yeni gelen güzel kıza içerler. Bir delikanlı, daha gösterişli bir arabaya sahip olan başka bir delikanlıya içerler.
Toplumumuzdaki sevgilerin çoğu bu türdedir ve bizi devamlılığının sağlamlığı konusunda kuşkuya düşürür.
“Rağmen” türü sevgi:
Üçüncü bir sevgi, benim “rağmen” diye adlandırdığım türdür.
Bir şarta bağlı olmadığı ve karşılığında bir şey beklenmediği için “eğer” türü sevgiden farklıdır. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için de “çünkü” türü sevgiyle bir değildir.
Bu üçüncü tür sevgide kişi bir şey olduğu için değil, bir şey olmasına rağmen sevilir. Kişi, dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir ve bu “rağmen” türü sevgiyle karşılaştığında yine de sevilebilir.
Buna layık değildir. İyi, çekici, ya da zengin bir konum edinerek bu sevgiyi kazanması gerekmez. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına, ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, tamamen sevilir. Bütünüyle değersiz biri gibi görünebilir ama çok değerli biri gibi yine de sevilir.
Yüreklerimizin en çok susadığı sevgi türü budur. Farkında olsanız da olmasanız da bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir. Bunu nasıl mı söyleyebiliyorum? Size sadece bir tek soru sormama izin verin: Kalbinizin derinliklerinde dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi gerçekten sevmediğini düşünseydiniz yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize “Yaşamanın ne yararı var?” diye sormaz mıydınız?
Şu anda, dünyada en sevdiğiniz kişiyle çok kötü bir kavga ettiğinizi ve onun sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün; dünya birdenbire başınızın üstüne çökmez miydi? Ve artık bir gün bile yaşayamayacağınızı düşünmez miydiniz?
Orta karar bir mutluluğunuz olduğunu düşünüp yaşamınızı günden güne sürdürmekte bile olsanız, eğer günün birinde birisinin çıkarak sizi gerçek, derin, doyurucu bir sevgiyle seveceği hakkında umudunuz olmasaydı, kalan hayatınızı nasıl yaşayabilirdiniz? Belki de kendinizi umutsuzluğa kaptırıp yaşamınıza son verirdiniz, ya da kendinizi iyice dağıtır ve yaşayan bir ölü gibi oluncaya dek bu yaşamı sürdürürdünüz.
Bugün yaşamanızı sürdürebilmenizin nedeni, ya bu “rağmen” türü sevgiyi birinden şu anda görmeniz ya da bir gün bu tür bir sevgiyi bulma umudunuzun varlığıdır. Ama bugün içinde yaşadığımız toplumda bizi bütünüyle doyuracak şekliyle bu sevgiyi bulamayız. Çünkü herkesin buna ihtiyacı vardır ve kimsede fazlası olmadığından başkalarına veremez.
Yakınımızda olan sevdiğimiz birinin bize bu sevgiyi vermesini bekleriz ama o kişi de aynı şeyi başka birisinden beklemektedir. Bu dünyada sevgiyi sadece açlığımızı bir parça bastırıp gelecek olan sevgiye iştahımızı kabartacak ve buna ne kadar ihtiyacımız olduğunu görecek kadar tadabiliriz.
Dünyadaki en büyük kıtlık, bu “rağmen” türlü sevginin yeterince olmayışıdır...”
…
Evet, sevgili dostlar!
Şimdi herkes kendisinin nasıl sevildiğini ve kendisinin herkesi nasıl sevdiğini yukarıdaki değerlendirmelere göre yeniden gözden geçirsin.
Ben kendi adıma, “rağmen” türü sevgiden yanayım ve bunu kendi hayatımda uygulamaya özen gösteriyorum.