Anasayfa » Yazılarım » Hayatı Yöneten Değerler Aynasında Önyargılı İnsanların Durumu…

Hayatı Yöneten Değerler Aynasında Önyargılı İnsanların Durumu…

Kişileri yöneten ve yönlendiren, doğruya veya yanlışa götüren, eksik bırakan, ya da çoğaltan “inançlarıdır!”. Kişi inandığına göre şekillendirir kendini. Neye daha çok inanıyorsa ona yönelir kişinin yüzü; güne bakan çiçekleri gibi.

İnsanların inançlarının algılanmasında, pekişmesinde, gelişmesinde ve kişiliğinin buna göre yoğrulmasında ailesinin (öncelikle anne-babasının, eşinin), okulunun, mahallesinin, çevresinin, toplumunun, memleketinin önemli etkileri vardır. Bu etkilerin dozuna göre birçok bireyin inançları şekillenmiş ve gelişmiştir.

Dikkat ederseniz herhangi bir dini argümandan veya kavramdan bahsetmiyorum. İnanç kelimesini bilerek kullanıyorum. İnanmak belirliyor sonuçta hepimizin attığı adımları ve gideceğimiz yönü. İnandığımıza göre yaşıyoruz, konuşuyoruz, yazıyoruz, tartışıyoruz ve paylaşıyoruz.

Çevrenize dikkatli bir nazarla bakın:

Paraya, paranın gücüne, paraya dayalı bir yaşam tarzının hâkimiyetine inanmış kişilerin yaşamlarını nasıl bu kavram çerçevesinde örgülediklerini görürsünüz. Hani  “Bu adamın dini, imanı para!” dedikleri türden insanlar var ya; işte bu insanların hayatını şekillendiren ana unsur paradır, maldır, mülktür.

İlme inanmış insanlar vardır çevremizde. “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum!” veciz ifadesinin sahibini haklı çıkaracak kadar özverilidirler ilim öğrenme konusunda. “İlim Çin’de de olsa gidip arayıp bulacak kadar!” ehemmiyet verirler ilme, öğrenmeye, bilmeye… Bu insanların yaşamını biçimlendiren en önemli kavram ilimdir.

Makam ve mevkileri önemseyen insanlar vardır. Arzuladıkları bir yere gelebilmek için akla ziyan akrobatik kıvraklıklar sergileyebilir bu insanlar. Çünkü kendilerini çekip çeviren, yöneten ve benliklerini etkileyen en önemli kavram makamdır, mevkidir. Yönetmek hırsıdır belki de inandıkları en önemli husus. Bu insanların inançları bu hırs çerçevesinde etkiler kendilerini ve yönlendirir hayatlarını.

Bazı insanları da önyargıları (saplantıları) yönetir ve yönlendirir. Böyle insanların hayatlarını; bireyler, toplumlar, gruplar, partiler, takımlar, renkler, ırklar, diller, hayatı yaşama biçimleri ve benzeri konulardaki önyargıları, saplantıları çerçeveler. Bir kere bir konuda beyinlerinde, yüreklerinde bir önyargı çöreklenmişse bu insanlar asla iflah olmazlar, kimseyi de iflah etmek istemezler. Müzmin muhalif olurlar herkese, her şeye… Gelişmeleri, değişim ve dönüşümleri asla benimsemezler böyle önyargı mahkûmu insanlar. Kendileri değişseler bile değiştiklerini kabullenmezler. Bu sebeple kimsenin de değişmesini istemezler.

Statükocu tiplere bakın; genellikle önyargılarla kendi kendini belli bir çembere hapsetmiş insanlardır. Kendi kendilerini dünyanın merkezi olarak görürler. Kişiler, kurumlar ve gelişmeler hakkında verdikleri hükmün tartışılmasına bile tahammül edemezler.

Toplumumuza en fazla zarar veren insanlar bunlardır.

Önyargıları bütün değerlerin önüne geçmiş bu insanların çoğunlukta olduğu toplumlarda üretim olmaz, gelişme olmaz; sorunlar halledilmez, demokrasi ve hukuk gelişmez. Ruh ve yürek kuraklığı adeta havaya, suya ve toprağa negatif cemreler olarak düşüverir.

Fikir teatisi, seviyeli tartışma, hayatı paylaşma, diyalog, ortak paydalar etrafında buluşma gibi çağdaş vazgeçilmezlikler asla başarılamaz bu insanlarla.

Siyasetteki bütün tıkanmışlıklar bunların eseridir. Demokrasinin kesintiye uğraması bunlar yüzündendir. Halkın iradesini bile hiçe sayar bu önyargı esiri zavallılar. Onlara göre kendi fikirlerini kabul eden insanlar insandır, halktır, vatandaştır. Gerisi “karnını kaşıyan” banal tipler ve varlıklardır ancak!

Böyleleri için, kendi ırkından olanın yaşama hakkı vardır ancak! Hatta kendi ırkının dışında ırk bile yoktur denebilir! Belki de bütün ırklar kendi ırklarından türemiştir!

Böyleleri için, kendi partisine oy veren haklıdır. Kendi takımını tutan doğru tercihte bulunmuştur. Rakamlar kendilerine göre sonuçlar vermelidir. Matematiksel doğrular bile kendileri için uygunsa kabul edilmelidir.

Uzlaşma kendi istekleri kabul edilirse uzlaşma olabilir. Sizi bir kere çizmişlerse kendi akıllarında, yüreklerinde ve hasta benliklerinde artık “Siz ağzınızla kuş tutsanız!” ve “Yılanı bile deliğinden çıkarabilecek samimiyette tatlı bir dil kullansanız!” faydası yoktur.

Kendileri kabul etmedikleri sürece siz hiçbir yere aday olamazsınız. Hasbelkader aday olduktan sonra seçilip kazansanız bile “boykot” edilirsiniz.

Bu, her hücrelerini saplantıları ve önyargılarının kontrol ettiği insanlar kendileri gibi düşünen ve kendilerini tasdik eden insanları millet; geriye kalan büyük çoğunluğu ise “illet” olarak kabul ettiklerini ilan edecek kadar da pervasızdırlar.

Kimisi bu pervasızlıkla dağları delip çölleri aşar ve kendisi gibi düşünmeyenleri yok etmek üzere didinip durur. Kimileri de bikir bir çay gibi coşkun akarak hayat hakkı tanımak istemediği insanların kanını kurutmak ister adeta!

Etrafımıza tekrar bakalım isterseniz; ne kadar çok böyle insan var değil mi? Ne kadar riskli ve tehlikeli bir toplumsal yapı içerisinde yaşıyoruz ve ayakta durmaya çalışıyoruz.

Benim bu tespitleri yaptıktan sonra sizden bir istirhamım olacak:

N’olursunuz siz önyargılı olmayın.

Herkesi olduğu gibi kabul etmek büyük erdemdir.

Her birimizin hak ve hukuku başka bir bireyin hak ve hukukuna tecavüz etmemekle sınırlıdır.Bu çerçevede yasalarımızı ihlal etmeden kendimizi özgürce yaşamalı ve ifade edebilmeliyiz. Kendini, hak ve hukukunu korumak, yaşamak ve özgürce ifade etmek durumunda olan herkese de bu hakkı çok görmemeliyiz.

Hayatı algılama biçimlerimiz, giyim kuşamımız, fikirlerimiz, üsluplarımız farklı olsa da, ayrı partileri, takımları desteklesek de; ırkımız, dilimiz, rengimiz, mesleğimiz, meşrebimiz farklı olsa da hepimiz önce insanız.

Dünya gemisinin Türkiye kamarasında sağlıklı ve mutlu bir biçimde yaşamak eşit ve hür insanlar olarak hepimizin hakkı değil mi?

Bir bilseniz insan olarak kabul edilmek ve bu hakkı yaşayabilmek ne büyük bir nimettir. Çünkü insan eşref-i mahlûkattır (yaratılmışların en şereflisidir).

Allah kimseyi bu şereften mahrum bırakmasın…