|
Sağlıkta Gündem'de Yayınlanan Röportajı
Gazeteci Güzelgöz, 6 yıldır Sağlık Bakanlığı'nda görev yapıyor. Bu süreci değerlendirirken "sağlıkta kendimi yetiştirdim piştim hatta artık yanıyorum"diyor. Bakan Akdağ ile çalışmayı da zor ve onurlu bir süreç olarak tarif ediyor.
İSTANBUL-Osman Güzelgöz, 34 yıldır gazeteci. İş yaşamının son 6 yılını Sağlık Bakanlığı iletişim koordinatörü olarak sürdürüyor. 51 yaşındaki Osman Güzelgöz , Sağlık Bakanı Akdağ’ın gazetecilerle iletişimini planlarken gazetecilerin sorduğu olumlu ya da olumsuz tüm sorulara yanıt vermeyi önemsiyor.İleşimi sorunları halının altına süpürme sanatına çeviren, gazetecilerle diyaloğu da emir komuta ilişkisi olarak planlayan basın müşavirlerinden yorulmuş gazeteciler için bu anlayış büyük önem taşıyor. Osman Güzelgöz’le Sağlık Bakanlığı’nın iletişim stratejisini, Bakan Akdağ ile diyaloğunu, Sağlık Bakanlığı’ndaki iletişim ekibiyle verdikleri hizmetleri ve şu sıralar Türkiye’nin 24 saatin bile yetmediği bir iletişim trafiğine neden olan sağlık gündemini konuştuk.
. Siz uzun yıllar gazetecilik yaptığınız daha sonra kamu sektöründe basın ve halkla ilişkiler yöneticiliği yapmaya başladınız. Kendinizi tanıtır mısınız? Kaç yıldır gazetecilik yapıyorsunuz, ilgi alanınız neydi? Sağlık alanında çalışmak sizin için nasıl bir deneyim oldu?
- 1958 yılında Şanlıurfa’da doğdum. Gazeteciliğe 1974 yılında Şanlıurfa Gazi Ortaokulunun ZILGIT isimli duvar gazetesi ile başladım. Daha sonra Endüstri Meslek Lisesinde de devam ettim gazeteciliğe. Orada yönettiğim gazetenin ismi de “Sanatkarın Kirli Eli” idi; yıl 1976.. 1978 yılında Hocam Kemal Kapaklı’nın teklifi ile kendisinin yayımlamaya başladığı Güneydoğu isimli mahalli gazetede istihbarat şefi oldum. Sonraki yıllarda da Milliyet ve Anadolu Ajansı Şanlıurfa muhabirliklerim oldu. 1980-1990 arası Maliye teşkilatında memur olarak çalışırken de gazeteciliğimi sürdürdüm. 1990 yılında Zaman Gazetesi’nin GAP Bölge Temsilcisi olarak fiili gazeteciliğe geri döndüm. Cihan Haber Ajansı’nın kuruluşunda bulundum. Zaman ve Cihan’da temsilcilik, istihbarat Şefliği, Haber Müdürlüğü,Yazı İşleri Müdürlüğü görevlerinde bulundum.
Doğrusu, 2003 yılında Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Recep AKDAĞ ile tanışıncaya kadar sağlık alanı ile birey ve hasta olmanın dışında özel hiçbir ilgim olmadı. Alanı çok iyi bilmiyordum. 6 yıldan bu yana fiilen bu alanın içerisinde iyi bir sağlıkçı olarak kendimi yetiştirdim, piştim; şimdi de yanıyorum!
. Gazetecilikten Sağlık Bakanlığı'ndaki görevinize geçişiniz nasıl oldu, gazeteciliği bırakırken zorlandınız mı?
- Sağlık alanına geçişim ortak bir dostumuzun bizi Sayın Bakanımızla tanıştırması ile oldu. Sayın Bakan kendisi ile çalışmamı arzu etti. Ben de kabul ettim. Aslında memuriyeti asla düşünmüyordum. Ama yapacağım iş doğrudan mesleğimle ilgili, yani halkla ilişkiler ve gazetecilikle ilgili olduğu için çok da tereddüt etmedim teklifi kabul ederken. Gazeteciliği bıraktım sayılmaz. Çünkü masanın diğer tarafında yine aynı işi yapıyorum bir anlamda. Bundan da son derecede memnunum.
. Sağlık Bakanlığı basın ve halkla ilişkiler bölümünde kaç kişi görev yapıyor? Nasıl bir yapılanmanız var?
- Biz klasik Basın Müşavirliği yapılanmasının tamamen dışına çıktık ve yeni bir konsept
oluşturduk. Bunun çalışmanın adına da “İletişim Koordinatörlüğü” dedik. Ben de Bakanlığın İletişim Koordinatörüyüm. Ayrıca Harun Çelik arkadaşım da Basın Müşaviri olarak görev yapıyor. İletişim Koordinatörlüğümüz 24 saat hizmet veriyor. Medya takip ve değerlendirme, gündem izleme ve değerlendirme, medyanın bilgi, doküman, veri ve konuk taleplerini karşılama, Sayın Bakanın TBMM dahil bütün ilişkilerini izleme ve değerlendirme, toplantı ve etkinliklerin iletişim koordinasyonu, Sayın Bakanın bütün medya ilişkilerini düzenleme ve koordine etme, sağlıkla ilgili kamuoyu oluşturma, ya da bizim dışımızda oluşturulan gündeme olumlu anlamda müdahil olma gibi çeşitli alanlar belirledik. Bu alanlarda görev yapacak İletişim Asistanları yetiştirdik. İletişim Merkezimizde şoför, hizmetli, memur, sekreter, kameraman, foto muhabiri, muhabir ve iletişim asistanları olarak 30’a yakın arkadaşımız görev yapıyor.
. Basınla ilişkilerinizi planlarken nelere özen gösteriyorsunuz? Bu konuda sorunlar yaşıyor musunuz? Bu görevin zor ve kritik olduğunu düşünüyor musunuz?
- Elbette görevimiz çok zor ve çok kritik. Bir kere Sayın Bakanımız sağlık konusunda, kendi görevi ve üstlendiği sorumluluk hususunda inanılmaz hassas, oldukça tempolu çalışan bir insan. İletişime tahmin edemeyeceğiniz kadar çok önem veriyor. Hiçbir sorunun halının altına süpürülüp gözden kaçırılmasını istemiyor.
Medyayı kendi işinin önemli bir partneri olarak görüyor. Bu da bizim işimizi çok dikkatli, hassas ve titiz bir biçimde yürütmemizi gerektiriyor. Biz de öyle yapıyoruz. Medya ile ilişkilerimiz; alanımızın genişliği, sağlığın 70 milyon vatandaşımızı ilgilendiren çok önemli bir konu olması ve medyamızın konuya olan sıcak yaklaşımı da dikkate alınarak değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Bu bakımdan oldukça zor ve önemli bir görevi elimizden geldiği kadar arızasız, kazasız götürmeye, yürütmeye gayret ediyoruz.
Bir de biz bizzat muhabirlikten geldiğimiz için muhabirlerimizin kıymetini biliyoruz. Haber peşinde koşan meslektaşlarımıza destek olmaya, işlerini kolaylaştırmaya çalışıyoruz. 24 saat telefonlarımızın ve ofisimizin açık olduğunu, isteyen herkesin bize her zaman ulaşabildiğini siz de çok iyi biliyorsunuz. Zaman zaman bazı sorunların olması işimizin akışından dolayı normal karşılanmalı. Biz hiçbir sorunu görmezden gelmiyor ve kronikleşmesine asla izin vermiyoruz.
SAĞLIK HABERCİLERİNİN VARLIĞI BİZİ RAHATLATIYOR
. Sağlık alanında uzman habercilerle çalışmak işinizi kolaylaştırıyor mu? Sağlık habercilerinin varlığının haber kalitesine olumlu yansıdığını düşünüyor musunuz? Gazetecilikte uzmanlaşma size göre desteklenmeli mi?
- Uzmanlaşmaya başından beri taraftarım ben. İstihbarat Şefi ve Haber Müdürü olarak çalışırken çok uzman muhabir yetiştirdim. Elbette uzman habercilerle çalışmak işimizi kolaylaştırıyor. Bundan da önemlisi halkımız bu uzman haberciler aracılığı ile daha doğru bilgilendiriliyor. Sağlık Muhabirlerinin varlığı bizi her zaman rahatlatıyor. Sağlık Editörlerinin olması, bu editörlerle bizim sürekli işbirliği içinde olmamız hedeflediğimiz iletişime ulaşmamızda önemli bir etken.
. Geçmiş Sağlık Bakanları dönemlerinde özellikle salgın ihtimali olan konularda basın ve halkla ilişkiler yönetiminden kaynaklanan krizler yaşandı. Sizin olası bir krizi önceden görmek ve oluşmasını engellemek için yönteminiz nedir?
- Bizim bir kere çalıştığımız Sayın Bakanımızın hassasiyetlerinden dolayı hata yapma şansımız veya ihtimalimiz hemen hemen yok. Sayın Bakanımız küçük büyük bütün sağlık sorunlarını çok iyi biliyor ve çözmek için de adeta insan üstü bir gayret sarfediyor. Bazen biz iletişimci olarak onun hızına yetişmekte zorlanıyoruz. Özellikle böyle pandemiler gibi önemli krizlerde Dünyayı takip etmek gerekiyor. Uluslararası boyutları olan krizleri kendi çapında dikkatle ve hassasiyetle izlemek ve ülkemizi ilgilendirme, etkileme katsayısına göre bir strateji oluşturmak gerekiyor. Biz de bunu yapıyoruz. Dış Yayınları izleme ekibimiz sürekli olarak Dünyadaki sağlık gelişmelerini izliyor ve değerlendiriyor. Ülkemizde de Sayın Bakanımızın öngörüleri ve hassasiyetleri ile oluşturulan Bilim Kurullarımız var. Bilim Kurullarımızın aldığı kararlar çerçevesinde iletişimizi yönlendiriyoruz. Bu konuda kriz oluşmadan veya büyümeden önce yaptıklarımız var. Bir de krizde neler yapabileceğimiz var. Biz her iki hususta da sistemli, planlı ve proaktif bir iletişim yürütüyoruz.
BAKAN AKDAĞ'LA ÇALIŞMAK OLDUKÇA ZOR
. Siyasetçilerle çalışmanın zorluğu biliniyor. Bakan Akdağ'la çalışmayı nasıl tanımlarsınız? Basın strajesini belirlerken ekibinin görüşlerini mutlaka dikkate alır mı?
- Siyasi sorumlulukları olan ve bunları kişisel özellikleri ile birleştirebilen insanlarla çalışmak
elbette zor. Ama bu bizim için güzel, anlamlı, paylaşılmaya değer bir zorluk. Sayın Bakanımız Prof. Dr. Recep Akdağ’la çalışmak oldukça zor. Ancak bir o kadar da onurlu, keyifli, insanı canlı tutan (biraz da gergin tutan) bir yanı var. Çünkü Sayın Bakan insana, bilgiye ve iletişime inanılmaz derecede önem veriyor. Görüşlerimizi mutlaka dikkate alıyor. Kendi görüşlerini daha çok direktif olarak değil de istişari manada bizimle her zaman paylaşıyor. Medya ile ilişkiler konusunda çok açık bir Bakan olması işimizi kolaylaştırıyor. Bilginin zamanında verilmesini istiyor Sayın Bakan. Biz de öyle yapıyoruz. Biliyorsunuz gecenin geç saatlerinde bile basın açıklaması yaptığımız çok olmuştur. Kuş Gribinde gece 23.30’da basın toplantısı yapıp vaka sonuçlarını açıklamıştık hatırlarsanız. Domuz Gribinde de aynısını yapıyoruz.
MESAİMİZİN ÖNEMLİ BİR BÖLÜMÜ DOMUZ GRİBİ
. Neredeyse 1 yıldır domuz gribi gündemde. Bu basın ve halkla ilişkiler görevlerinizin ne kadarını oluşturmaya başladı? Bu konuda hassasiyetiniz var mı, medyadan beklentiniz nedir?
- Bu konu çok önemli. Aslında bizim gündemimiz ülkemizin gündemi ile aynı. Zaten farklı olmasını beklemek abes olur. Halkımızın kısaca Domuz Gribi olarak bildiği H1N1 pandemisi (salgını) mesaimizin önemli bir bölümünü kaplıyor şu anda. Bu kaçınılmaz zaten. Ama biz bu konuda akıntıya kürek çekmiyoruz. Temelleri sağlam iletişim stratejilerimiz var bu konuda. Bu stratejilerin özü; halkımızın farkındalığını gerekli düzeye çıkarmak, medyamız aracılığı ile kamuoyumuzu doğru bilgilendirmek, panik yaptırmadan bu süreci birlikte yönetebilmektir. Temel hassasiyetlerimiz bunlar. Bu hassasiyetlerimizi süreci birlikte yürüttüğümüze inandığımız medyamız ile sürekli bir biçimde paylaşıyoruz. Medyamız da bize önemli ölçüde büyük destek veriyor. Küçük olumsuzluklar ve kafa karıştırmalar dışında önemli bir sorun da yaşamadık doğrusu. Bilgi kirliliği oluşmaması ve insanımızın zarar görmemesi adına çok dikkatli davranıyoruz. Medyamızı sürekli olarak hızlı, aktif, açık ve şeffaf bir biçimde bilgilendiriyoruz. Hiçbir detayı halkımızdan saklamıyoruz.
. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, sık sık "halının altına sorunu süpürmeyin" diyor. Şeffaf olunması gerektiğini vurguluyor. Sağlık bilimsel gerçeklerden ayrı düşünülemez bir alan. Sizce kamuoyunun düzenli olarak bilgi saklamadan bilgilendirilmesi bu ülkenin sağlık iletişimine nasıl bir katkı sağlıyor? Siz ve ekibinizin bir farklılık yarattığınızı düşünüyor musunuz?
- Bu da çok güzel ve anlamlı bir soru. Daha önce da bahsettim. Eğer siz Prof. Dr. Recep Akdağ gibi bir Bakanla çalışıyorsanız zaten sorunları halının altına süpürme veya gözden kaçırma gibi bir lüksünüz olamaz. Düzenli, etkili, açık ve şeffaf bir iletişimin bize sağladığı en önemli husus güven olmuştur. Halkımız Bakanımıza, Bakanlığımıza, bize güvenmektedir. Şeffaf olduğumuzu, kendisinden hiçbir şeyi saklamadığımızı bilmektedir. Bu güven bir yandan memnuniyet ve mutluluk verici bir husustur. Diğer yandan da sorumluluğumuzu ve hassasiyetimizi artırmamız gerektiğini bize sürekli hatırlatan bir unsurdur. Halkımızın Bakanlığımıza duyduğu bu güvenin sarsılmaması için çok yoğun mesai yapıyoruz. Tempo bazen gerçekten dayanılmaz bir hal alabiliyor.
İLETİŞİMİN TEMEL UNSURU HABERDAR OL HABERDAR ET YAKLAŞIMIDIR
. Sağlık iletişiminin kamu yararı adına güçlenmesi için sizce gazeteciler ve devletin kurumlarında basın ve halkla ilişkiler alanında çalışan insanlar nelere dikkat etmeli?
- Bir kere sağlık alanının insanımızı doğrudan ilgilendiren yaşamsal bir öneme sahip olduğu unutulmamalıdır. Halktan bazı gerçekleri gizleyerek yapılan bir iletişimin dürüst bir iletişim olmayacağı ve meslek etiği açısından doğru olmayacağı gözden kaçırılmamalıdır. İletişimin temel unsurlarından birisi bize göre “haberdar ol, haberdar et!” yaklaşımıdır. Buna da çok özen gösteriyoruz. Bunun için çok önemli bir koordinasyon sistemi oluşturuyoruz. Mesela bir ilde önemli bir sağlık gelişmesi, sorunu veya krizi varsa bundan herkesten önce benim haberim, iletişim merkezimizin haberi olur. Biz kendi Bakanlığımızda bunu önemli ölçüde sağlamış durumdayız. Yani olayın özü: Hızlı ve doğru bilgi alma, hızlı ve doğru bilgilendirme yapabilmektir.
. Sağlık Bakanlığı'nın İletişim Koordinatörü olarak bir gününüz nasıl geçiyor?
- Bizde mesai mefhumu yok. Ama genellikle günümüz sabah 07.00 gibi başlıyor. Gece raporlarını ve gazeteleri değerlendirerek başlıyoruz güne. Yönetici özetleri hazırlanıyor. Bültenler derleniyor. Gelişmelere ve haberlere göre ilgili birimler hemen harekete geçiriliyor. Her sabah 9.30’da iletişim asistanları ile kısa bir değerlendirme toplantısı yapıyoruz. Sayın Bakanın programına ve talimatlarına göre bizim de programımız şekilleniyor. Gündem ve akış toplantısı saat 11.00 veya 11.30’da… Telefon trafiği ile yönetiyoruz bazen günün iletişimini. Daha çok mobil-ofis çalışıyoruz. Yani sürekli yerinde oturan ve masa başından iletişimi yöneten olmak istemiyoruz. Medya ziyaretleri, eksikler varsa bunları gidermek, yanlış bilgilendirmeleri düzeltmek, bilgi taleplerini karşılamak, Bakanlığın iç bürokrasisi ile ilişkileri yönlendirmek, çeşitli etkinliklere veya gezilere katılmak günümüzün diğer başlıkları.
. 10 yıl sonra kendinizi ilgili planlarınız neler? Deneyimlerinizi yansıtacağınız bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?
- Yazmak zaten benim vazgeçilmezlerimden birisidir. Yayımlanmış 8 kitabım var. Bunlardan 3 tanesi Güneydoğu ve Kürt Sorunu ile ilgili. Bakanlıktaki görevim bittiğinde yine aktif gazeteciliğe dönmeyi, masanın diğer yanındaki esas yerime dönmeyi çok istiyorum. Elbette Bakanlıkta geçen 7 yılımızla ilgili de ilginç notlarımız var. Bunlar da bir kitap haline gelebilir.
. Özel zamanlarınızda ilgi alanlarınız neler? Stresinizi nasıl kontrol ediyor, nelere dikkat ediyorsunuz?
- Aslında özel zamanımız yok gibi. Ama ben her zaman her şeye rağmeni yakalamaya gayret eden biriyim. Kendime, aileme, mesleğime, dostlarıma zaman ayırmayı onlarla yaşamı paylaşmayı çok isterim. Bunu her şeye rağmen başarıyorum sanırım. Sinema, müzik, araba kullanmak, okumak, çok gezmek vazgeçilmezlerim. Stresimizin ve tempomuzun bizi kontrol etmesine müsaade etmek istemiyorum. Aslında çok asabi bir insan olmama rağmen en sıkışık ve stresli zamanımda bile sağ duyuyu elden bırakmamaya gayret ediyorum. Bazen Bakanlıktan çıkıp Kızılay’da 10 dakika yürüyorum. Bazen çok sevdiğim bir insanı arayıp onun sesini duyarak rahatlıyorum.
|