Anasayfa » Yazılarım » Bir Dost.. Ahh! Dost!..

Bir Dost.. Ahh! Dost!..

O kadar muhtacız ve acıkmışız ki, dostluğa!

 

Dostluğu içimizde yaşamaya, yaşatmaya susamışız âdeta.

 

İçimizdeki kirlerin yıkanmasının bir dost eliyle olmasını bekliyoruz yıllardır. Gözyaşlarımızın bir dost eliyle dindirilmesini, acılarımıza gerçek dostların ortak olmasını, dost bakışların içimizi ısıtmasını istiyoruz.

 

Riyadan, menfaatten, çürümüşlükten, kokuşmuşluktan uzaklaşarak; şefkatle, sevgiyle, fedakârlık ve samimiyetle tanışmak ve yaşamak istiyoruz. Bütün bunların, “sevgisiz” ve “dostsuz” olmayacağını da biliyoruz.

 

Peki, nedir bu dostluk?

Kimdir aradığımız gerçek dost?

 

Yıllar önce ilk kez “bir dost meclisinde” tanıştığım; gelecek için sulayıp çapaladığı, bakımını ve görümünü yaptığı “çok sevdiği genç dostlarına” hitap ederken “Dost.. Dost... Ahhh! Dost!..” diye haykırışları hâlâ kulaklarımdan silinmeyen ve dostluk için döktüğü gözyaşları ile içimi yıkayan “Dostluk Abidesi” büyük insan, “dostluk için” bakın ne diyor:

 

“..... Dostluk, her şeyden evvel bir gönül işidir. Onun riya ve aldatmacalarla elde edileceğini sananlar hep aldanmışlardır...

 

 

... Gerçek dostluk; dostların dünyevi durumlarının parlak olmadığı günlerde dahi onlarla ilişkisini devam ettirdiği nispette belli olur.Kötü günlerde ve tehlike anında, dostlarının yanında bulunmayan birinin, dostlukla alakası yoktur.

 

... Dostlarının ağlamasıyla ağlayamayan, onların gülmesiyle gülemeyen vefalı dost sayılamaz...”

 

Dostluk; ihtiyacı olan her insan için farklı anlamlar taşır ve değişik kimliklerde ortaya çıkar:

 

Kimileri rüzgârla dosttur. Kimileri yağmur damlalarında bulur dostluğu. Kimileri geceleri sarıp sarmalar kendine hakiki bir dost gibi, kimilerinin gerçek dostu ise yalnızlıklardır!..

Bazıları tabiatta bulur aradığı dostlukları; yeşilliklerle, kuş cıvıltıları ile, toprak kokusu ile giderir dost ihtiyacını ve Âşık Veysel gibi “Benim sadık yârim kara topraktır.” diyerek belirtir dost tercihini...

 

Bir de “dostların, dostluklarının tabii olarak sınandığı” özel durumlar vardır hayatın her evresinde. Böyle bir imtihan için

W. Shakspeare (Şekspir)’in söylediği çok güzel mısraları ben biraz değiştirerek yeniden söylüyorum:

 

“... Yağmuru sevdiğini söylüyordun

Ama yağmur yağınca şemsiyeni açtın

Güneşi sevdiğini söylüyordun

Ama güneş açınca gölgeye kaçtın

Rüzgârı sevdiğini söylüyordun

Ama rüzgâr çıkınca pencereni örttün

Şimdi ben çok korkuyorum;

Çünkü beni de sevdiğini söylemiştin!..”

 

* * *

 

Evet, dostların vefası, sevgisi, sizin “zor zamanlarınızda” ortaya çıkar genellikle.

 

Biz de içinde bulunduğumuz bu zor zamanda o vefa ve dostluk abidesi büyük insan gibi “dostlarımıza” sesleniyor ve vefa arıyoruz:

“Dost.. dost... Ahhh! Dost! Nerelerdesin!..”

 

* * *

 

Ufkumuzun karartıldığı, ümitsizliklerle boğuşturulduğumuz, geleceğimiz adına bin bir endişe ile iç içe yaşamak zorunda bırakıldığımız, kendimizi çoğu zaman sahipsiz ve kimsesiz hissettiğimiz bir zamanda kendimize “samimi dost kucakları” arıyoruz...

 

Burukluğumuzu, hakiki dostların beyaz tebessümlerinin silip atmasını arzu ediyoruz.

 

Bütün sıkıntılarımızla beraber ellerimizi semaya kaldırıyor ve Niyazi Mısrî gibi çağırıyoruz;

 

“Dünya gamından geçip

Yokluğa kanat açıp

Şevk ile her dem uçup

      Çağırırım; dost, dost!..”